Choose the page language

Bu bölümde, çocukken Avustralya'ya taşınan, ve o zamandan beri dünyanın 25'ten fazla ülkesine seyahat eden Zeliha İşcel ile tanışıyoruz. Bir devlet danışmanı ve engellilik savunucusu olarak Zeliha, kişisel yaşam felsefesinin yanı sıra toplumda kültürel açıdan farklı, engelli insanlari kucaklayan katilimci ve erişilebilir kuruluşlar ve ilgili servisleri hakkında bilgiler paylaşıyor. Kör bir bayan olarak, hayata kalp gözüyle bakmanın her birimizi en güzel fırsat ve deneyimlere götüreceğine inanıyor. 

About the storyteller

Zeliha İşcel, görme bozukluğu olan Avustralyalı Bir Türk göçmendir. Avustralya'ya ilk geldiği altı yaşından itibaren bizimle kendi hayat yolculuğunu paylaşıyor. Zeliha şu anda WA'nın önde gelen engelli savunucularından biri olmasının yansıra, kendi danışmanlık şirketinin de sahibi olan başarılı bir işkadınıdır. Hayat yolculuğundaki deneyimleri, bize körlüğün iyi yaşamanın önünde bir engel olmadığını gösteriyor.

Transcript Available

Tolga: Merhaba. Kültürel açıdan farklı topluluklardan insanların engelli olarak iyi yaşamaktan bahsettikleri Speak My Language programına hoş geldiniz. Ben Tolga Okay. Multicultural Communities Council of South Australia için çalışıyorum. Söyleşilerimizde kültürel açıdan farklı topluluklardan engelli insanların nerede olurlarsa olsunlar iyi yaşamak için kişisel becerilerini ve toplum kaynaklarından nasıl yararlandıklarını öğreniyoruz. Bu engelli kişiler ve diğerleri aracılığı ile erişilebilir yerler, aktiviteler ve ilgili fırsatlar hakkında bizimle paylaşabilecekleri gerçek hikayeleri, ipuçlarını ve fikirleri paylaşıyoruz. Bugünkü konuğum Zeliha. Bize Kalp Gözüyle Görmek isimli hikayesini paylaşacak. Hoş geldin Zeliha. İyi ki geldin.
Zeliha: Hoş bulduk, Teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için.
Tolga: Rica ederim. Bizim için çok büyük zevk... Zeliha. Biraz bize kendinden bahseder misin? Nerede doğduğ? Ne zaman Avustralya'ya geldin? Geldiğinde kaç yaşındaydın?
Zeliha: Ben Türkiye'de doğdum. 6 çocuktan 4 numarayım.Avustralya'ya önce babam geldi, sonra bizi getirdi. Ben geldiğimizde 6 buçuk yaşındaydım. O yüzden benim Türkçem çok da iyi değil. Yani biraz zorlanabiliyorum bazen. 
Tolga: Yok, gayet güzel, harika. 
Zeliha: Eğitimin hepsini ben burada gördüm. Türkçe eğitim görmedim. Biraz Türk kardeşlerimle, bazen Türk okullarına gittiğimde öyle öğrendim biraz okuma yazmayı, Türkçe harflerini falan öyle sözlü öğrendim. Yazılı olarak pek tecrübem yok. Türkçe yazı okumayı, hele kabartma yazısı okumayı bilmiyorum ben şu anda. Benim görme engelim var, o yüzden kabartma yazısıyla okuyorum. Şu anda YouTube'da bayağı Türkçe hikayeler var. Türkçe hikayeler, masallar falan dinliyorum ara sıra şimdi. Üniversiteye gittim. Politika bölümünden mezun oldum. Üniversiteyi bitirince ve politika mezunu olunca hükümet işlerine, hükümete ya da politika partisine katılmamaya karar verdim. Ama siyaset bilimi mezuniyetinimi kullanabildim mesleğimde lobi yapmak için. Mesela hükümete bir konu anlatmak -advocacy diyoruz biz burada-savunma yapmak için. Bazı olaylar üzerinde o siyasi mezuniyetimi kullanabiliyorum. Ama parti için kullanmıyorum. Oradan mezun oldum. Üniversiteyi bitirdikten sonra iki sene Londra'da yaşadım, orada çalıştım. Gelince de burada kariyerimi geliştirdim. Ancak şu anda engellilik hakkında kendi danışmanlık işim var. Consultation diyoruz. Danışmanlık işim var, onu yapıyorum. Ara sıra da işçi olarak bazen organizasyonlar için, kuruluşlarla beraber çalışıyorum. Çünkü bazen öyle işçi olarak çalışınca daha belli gelirin oluyor. Biraz daha kolay oluyor. Mesela borç ödemek için falan. O yüzden bazen işçi olarak çalışıyorum ama işçi olarak çalıştığım halde kendi işimi de devam ettiriyorum.
Tolga: Evet Zeliha. Türkiye'den Avustralya'ya göç etmiş bir ailenin görme engelli bir kızıydın. Evde ayrı, okulda ayrı farklı adetler, kültürler. Bu anlamda problemler yaşadın mı? Ben biraz geriye gitmeni istiyorum esasında. Hem engelli hem de bir göçmen olarak ayrımcılıklar yaşadın mı? Problemler yaşadın mı? Neler paylaşmak istersin?
Zeliha: Tabii ister istemez bazı sorunlar yaşıyoruz. Burada tabi değişik kültürden olduğumuz için bazen arkadaşlarımız bir yerlere gidebiliyor. Biz gidemiyoruz. Biraz o yüzden dışlanıyoruz. Dışlandık zamanında. Bizim annelerimiz, babalarımız tabi Türkiye'yi bıraktıkları gibi kaldı sandılar. Biz büyüyünce fark etmediler ki o zaman Türkiye'de de ilerleme olmuştu. Bayağı şeyler Türkiye'de de değişmişti. Yani Türkiye de modernleşmişti. Onun farkında olmadıkları için biz biraz da baskı yaşadık. Çünkü tabi ki kültür farklılığı çok fazlaydı o zaman. Ama şimdi Türk televizyonu olduğu için o farklılığı pek hissetmiyoruz. Bu yeni nesiller o farklılığı pek görmüyorlar, yaşamıyorlar. Çünkü anneler, babalar da Türkiye'de olan ilerlemeyi de görebiliyorlar. Yani çocuklara o kadar baskı yapmıyorlar. 
Tolga: Evet.
Zeliha: Engellilik üzerine dersen. O da biraz zorluk. Zor oldu. Çünkü Türk toplumunun engellilik üzerinde pek bir eğitimi yoktu. Tabi bilgisi yoktu. O yönden biraz farklı olduğum için biraz da dışlandığım oldu yani ara sıra. Bazen küçükken sanki ben bir -Türkçe'de nasıl diyeceğim şimdi bilmiyorum- eşyaymışım gibi konuşuluyordu bazen benim için: "Onu oraya koy, onu bilmem şu sandalyeyi götür" olarak laf geçiyordu. Ben de bir süre sonra artık hani onları uyarmaya çalışıyorum. "Niçin öyle konuşuyorsun benim için" diye. "Ben eşya değilim. Beni kastedince niye eşya olarak konuşuyorsunuz?" diye. Ama söyleyince, farkına varınca öyle şeyler olmadı. Ondan sonra biraz da o yönden anladım ki, hani bir şeyi anlatırsan o kadar kötü olmayabiliyor. Yani insanlar bazen farkında değillerse düzeltiyorlar. Düzeltebiliyorlar. Mesela ben dansı falan çok severim. Folklor yapmak isterdim ama yapamadım. O yüzden de biraz bazı yapamayacağım şeyler oldu yani. Burada büyürken o yönden de biraz zorluklar da oldu.
Tolga: Evet. Bu arada tabi aldığın eğitimler üniversite ondan sonraki hizmetlerin. Biraz onlardan bahsetmek istiyorum. Özellikle kendine ait bir danışmanlık firman var. Bununla alakalı burada da yine birçok engelli kişilere hizmetler veriyorsun. Zeliha bu gerçekten çok heyecan verici. Bu işe nasıl başladın? Biraz bilgi verebilir misin?
Zeliha: Şimdi demin diyordum ya hani, zorlukları var. Hem engelli hem göçmen olduğumuz için zorlukları var ama güzellikleri de var. 
Tolga: Evet tabii ki.
Zeliha: O yüzden o güzellikleri olduğu için bu danışmanlık işini kurabildim. Hani kötü olaylar olsa bile onları yine iyi yönden, iyi şekilde değerlendirebildim ki o yüzden şimdi o danışmanlığı yapabiliyorum. Mesela bazen proje yapılıyor, beni arıyorlar. "Bize bir bilgi verir misin bu proje üzerinde?" diyorlar. Yani "doğru şeyi doğru yapıyor muyuz, yanlış yapıyor muyuz? Ne yapabilsek de daha iyi olur? Daha net bir sonuç alabilmek için, alabilmemiz için ne yapmamız gerekiyor?" falan diye soruyorlar. Benim de hem engellilik üzerinde profesyonel tecrübem olduğu için hem de yaşam tecrübem olduğu için bu konularda öğüt verebiliyorum. Yani danışmanlık hizmeti verebiliyorum.
Tolga: Doğru. Çalışma hayatına atılmış başarılı bir göçmen olarak sence iş hayatında daha kapsayıcı bir bakış açısı için neler yapılması gerek Zeliha?
Zeliha: Bu zamana kadar bir olay meydana gelirse hem göçmenlik hem de engellilik nedeniyle iki yönden sorun çıktığını gösteremiyordunuz. bizim bir yönü göstermemiz gerekiyordu. Yani ya göçmen olarak ya da engelli olarak. Tazminat başvurusu yapabiliyordun ama iki şekilde değil ya da iki yönden hizmet alamıyordun. Mesela engelli isen göçmen hizmetlerine göre alamıyordum. Göçmensen engellilik hizmetlerini alamıyordun kolay kolay. Onlar şu anda biraz biraz yavaş yavaş düzelmeye başlıyor. Göçmensen engellilik üzerinden de hizmet alabiliyorsun. Ya da engelliysen göçmenlik üzerinde verilen hizmetten de faydalanabiliyorsun. Şu anda yine biraz sorun var ama yavaş yavaş düzeliyor o sorun.
Tolga: Evet Zeliha bu arada Western Avustralya'da körler derneğinin başkanısın. Buradaki hizmetlerinden bahsedebilir misin?
Zeliha: Yine savunmacılık yapıyoruz advocacy diyoruz. Savunmacılık yapıyoruz yine. Ama sistemik savunması oluyor bizimki. Mesela bir olay bir kaç kişiyi etkiliyorsa onun üzerinde lobi yapmaya ya da uyarıda bulunmaya çalışıyoruz. Mesela ben başa geçmeden çok daha önce bu dernek tren istasyonlarına varınca trende o istasyonunun söylenmesi için lobi yapmıştı. Ve şimdi tren tren istasyonuna varmadan önce Perth trenlerinin hepsinde anons ediyorlar. Hangi istasyona varacağımızı anons ediyorlar. Bu Sidney'den daha çok önceydi. Bizim Körler Derneğinin lobisi bayağı güçlü burada. Önceden tren istasyonunda mesela trenlerin olduğu yer boşluk oluyor ya, düşebiliyorsun falan. Orada hep o sarı işaret var. Crossing diyorlar. Yine Batı Avustralya Körler Derneği lobi yaptığı için burada, Batı Avustralya'da neredeyse her istasyonda var o sarı işaretler. Yani böyle şeyleri savunuyoruz. Bu sene de işte Guide dogs ya da yardım eden köpekler için Perth havaalanında çimenli bir yer yapmışlar. Gerekiyorsa köpekler gidip tuvaletlerini yapıyorlar. Yani köpeklere yardım etmek için. Çünkü tabi ki o kadar uzun süre köpekler de uçakta ise onların da bir yere gitmeleri, ihtiyaçlarını görmeleri için bir yer lazım.
Tolga: Doğru çok doğru. Hiç düşünmemiştim Zeliha gerçekten.
Zeliha: Evet, şimdi yani bu sene başarımızın birisi de o. Geçen sene de bir projeyi kazandık hükümetten. Batı Avustralya'nın regional kısmından yani kasabalarından falan görmeyen ya da az gören şahısları ve ailelerini bulup da onlara "Ne var ne yok?" demek yani biraz da iletişim kurmak için iki senelik proje yapıyoruz şu anda. Ben de başkan olarak o projeyi ve proje üzerinde çalışan kişiyi yönetmeye çalışıyorum.
Tolga: Evet evet Zeliha, sana kimler, nasıl ulaşabilir burada?
Zeliha: Benim telefonum var, e-mail'im var. En iyi şekilde ya e-mail ya telefon ile ulaşabilirler. Aslında LinkedIn'deyim ben. Ben doğru güzel iş channel olarak geçiyor.
Tolga: Tamam seninle kontak kurarlar. Çok iş konuştuk, biraz da özel zevklerinden bahseder misin? Zeliha duyduğuma göre seyahat etmek senin en büyük tutkunmuş.
Zeliha: Evet.
Tolga: Değil mi?
Zeliha: Ben iş için de kendim için de seyahati çok seviyorum.
Tolga: Harika. Kaç kaç ülke gezdin Zeliha? Bununla alakalı bize bilgi ver.
Zeliha: Sayması zor. Kaç kere saysam farklı çıkıyor. 20 belki 25 değişik ülke ama daha da fazla olabilir.
Tolga: Eminim Covid'den sonra da seyahatlerin devam edecektir. Zeliha Harika işler yapıyorsun. Çok teşekkür ediyorum.
Zeliha: Ben de teşekkür ederim. Bir şey söylemek istiyorum. Bu aile desteğinden bahsetmek istiyorum. Benim bir ablam da var. Onun da gözü görmüyor ve bizim ailemiz her zaman bizim yanımızda oldu. Her zaman ellerinden geldikçe bize destek olmaya destek oldular. Bu biz küçükken bile başladı. Yani hep hatırlarım ben, benim annemle babam sosyal insanlardır. Yani her zaman misafirleri çok severler. Biz de misafirliğe giderdik ve ne zaman nereye gitsek, kiminle tanışsalar hep bizi de tanıttılar. Yani hiç bizden dolayı utanç falan hissetmediler.
Tolga: Evet.
Zeliha: Maalesef bazı ailelerde engelli birisi varsa aile ondan bazen utanç duyuyor. Ya da belki kendilerini kötü hissediyorlar. Kendilerini suçlayabiliyorlar. Yani "bu kişi böyle oldu, benim yüzümden böyle oldu" diye. Ama benim ailem hiç öyle suçluluk taşımadı ve her zaman bizimle gurur duydular. Bizi hiçbir zaman ayırmadılar öbür çocuklarından. O yüzden biz ruhsal açıdan çok daha sağlıklı büyüdük. Ben de o yüzden ailelere derim ki " engelli birisi varsa aranızda bu kişiyi ayırmayın ve kendinizi de suçlu bulmayın bu kişi böyle oldu diye." Çünkü kimsenin suçu yok ve bu mesele suç olayı değil. Ben mesela görmediğim için kendimi hiç kötü hissetmiyorum. Bazen görmediğim için belki mesela araba süremiyorum o yönden bazen kızarım.
Tolga: Evet.
Zeliha: Araba sürmeyi yapamazsam. Yine de ben istediğim bir yer, gitmek istediğim bir yer varsa kendim araba sürmesem başkasıyla giderim ya da başka yöntem bulup yine de giderim. Yani ille araba sürmek zorunda değilim ve hayat böyle işte. Bir şeyi bir şekilde yapamazsan başka yöntem bulacaksın, başka şekilde belki yapabilirsin. Yani ille benim görmem gerekmiyor başarılı olmam için.
Tolga: Doğru söylüyorsun Zeliha. Burada da bizim başlığımıza yine de geri döndük. Kalp gözüyle görmek en önemlisi. Bu arada annenin, babanın ellerinden öperim. Gerçekten senin gibi değerli bir kişi yetiştirmişler. Hem kendiyle barışık, hem topluma yararlı, eğitimli, modern bir genç hanım. Gerçekten çok teşekkür ederim katıldığın için bize. Tekrar görüşmek üzere.
Zeliha: Ben de teşekkür ederim. Hoşça kalın.
Tolga: Bugün bize ayrılan zamanın sonuna geldik. Zeliha'ya bize konuk olduğu ve hikayesini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz. Bu güzel hikayeden alınacak o kadar çok değer var ki. Zeliha, çok küçük yaşlarda geldiği Avustralya'da görme engelli bir göçmen olarak birçok konuda sıkıntı yaşamasına rağmen yılmamış, eğitimine devam etmiş. Farklı kültürlerden gelen göçmen, engelli her türlü kişiyi, topluma entegre etmeye çalışan sosyal görevlerde bulunup aynı alanda kariyerine devam ediyor. Kaydımızdan memnun kaldıysanız lütfen daha fazlasını bulabileceğiniz web sitemiz speakmylanguage.com.au'yu ziyaret edebilir ve lütfen başkalarına da Speak My Language programından bahsedebilirsiniz. Ayrıca bizi Facebook, Twitter, Instagram veya LinkedIn'de de arayabilir ve bu programı Avustralya genelinde ve belki de dünya çapında konuşmaya devam etmemize yardımcı olabilirsiniz. Multicultural Communities Council of South Australia Speak My Language Programını South Australia'da sunmakla gurur duyuyor. Department of Social Services tarafından finanse edilen Speak My Language Programı Avustralya'daki tüm Ethnic and Multicultural Communities’ Councils ve Multicultural Councils'ler arasında bir ortaklık aracılığı ile Avustralya'da hizmet vermektedir. Ulusal yayın ortaklarımız SBS ve NEMBC'dir.
 

Interview by
Tolga Okar

Aslen İstanbullu olan Tolga, isi icabıyla dünyanın birçok yerinde ‘expat’ olarak yasamış ve çalışmıştır. Farklı ülkeler ve toplumlarda kazandığı bu çok kültürlü yasam deneyimleri ona benzersiz bir... Go to page where you can read more about Tolga Okar