Choose the page language

Tekerlekli sandalyede bir Paralimpik sporcusu olan Nazim Erdem (Naz), Turkiyede dogmus ve daha sonra ailesiyle birlikte Avustralya'ya göç etmis. 20 yaşında, denizde, sığ bir suya baliklama atlamasi ile kuadriplegik (dört uzvun da felcine etkilenen bir kişi) oldu. 

Eski bir amatör boksör ve Aussie Rules oyuncusu olarak kazadan sonra, rehabilitasyondayken bile spor sevgisi devam etti hatta tekerlekli sandalye ragbisi oynadi. Sporun pesini hic bakmadı, Avustralya tekerlekli sandalye ragbi takımında bir yer kazandı ve Londra 2012'de altın kazanmak da dahil olmak üzere son dört Paralimpik Oyunları'nda yarıştı. Tekerlekli Sandalye Rugby sporunda birden fazla Paralimpik Oyunları'nda yarışan bir sporcu oldu. 2000-2016 yılları arasında beş Paralimpik Oyunları'nda iki altın ve iki gümüş madalya kazandı. En son başarısi, 2016'daki Rio Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanmaktı. 

Spora verdiği hizmet, 2014 Avustralya Günü Onur Listesi yılında Avustralya madalyası kazandı ve Avustralya Nişanı da aldı. Tek başına yamaç paraşütü yapan omurilik hastasi olan ilk kişi oldu; ayrıca Targa Tasmania araba rallisinde yarışan omurilik hastaligi olan ilk kişi oldu. Nazim bilgisayar programcılığı diplomasına sahiptir ve Avustralya Kuadriplejik Derneği (AQA) - bir Victoria engelli destek kuruluşu- için akran destek koordinatörü olarak çalışmaktadır. Bir spor bağımlısı olarak, aynı zamanda TAFISA Tüm Oyunlar için Dünya Sporunun spor elçisidir.

About the storyteller

Beş kez Paralimpik oyunlarinda odul almis olan Nazim Erdem (Naz), Türkiye'de dogmus daha sonra ailesiyle birlikte Avustralya'ya göç eden bir ailden gelen, Avustralya tekerlekli sandalye ragbi takımının en olgun ve en deneyimli oyuncusudur. Sporu herzaman cok seven Nazim, 20 yaşında, bir iskeleden sig denize atlarken boynunu kirarak kuadriplegik (dört uzvun da felcine etkilenen bir kişi) oldu. Kazadan önce amatör bir boksör ve Aussie Rules oyuncusu olan Nazim, rehabilitasyon sırasında bile spordan vazgecmedi, tekerlekli sandalye ragbisinde yer buldu ve sekiz yıl sonra Sydney 2000 Oyunları'nda Paralimpik ilk maçına çıktı.  Tekerlekli Sandalye Rugby sporunda birden fazla Paralimpik Oyunları'nda yarışan bir sporcu oldu. 2000-2016 yılları arasında beş Paralimpik Oyunları'nda iki altın ve iki gümüş madalya kazandı. En son başarısi, 2016'daki Rio Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazanmaktı. Spora verdiği hizmet, 2014 Avustralya Günü Onur Listesi yılında Avustralya madalyası kazandı ve Avustralya Nişanı da aldı. T Targa Tasmania araba rallisinde yarışan omurilik hastaligi olan ilk kişi oldu.. Nazim, herturlu probleme karsin başarılı olma azmi ile Muhammed Ali'ye hayrandır ve 10 yıl içinde hala tekerlekli sandalye ragbisine dahil olmayı umuyor ve benzer sakatlıkları olan sporcuları hayallerinin peşinden koşmaya teşvik ediyor. Spora verdiği hizmetler ona, 2014 Avustralya Gününde, Avustralya madalyası kazandırdi ve Avustralya Nişanı da aldı.  Nazim, North Metropolitan TAFE'den Bilgisayar Programlama Diploması'na sahiptir ve Victoria'daki bir engelli hizmet ve destek kuruluşunda yönetici olarak çalışmaktadır.

Transcript Available

Tolga: Merhaba. Kültürel açıdan farklı topluluklardan insanların engelli olarak iyi yaşamaktan bahsettikleri Speak My Language programına hoş geldiniz. Ben Tolga Okay. Multicultural Communities Council of South Australia için çalışıyorum. Söyleşilerimizde kültürel açıdan farklı topluluklardan engelli insanların nerede olurlarsa olsunlar iyi yaşamak için kişisel becerilerini ve toplum kaynaklarından nasıl yararlandıklarını öğreniyoruz. Bu engelli kişiler ve diğerleri aracılığı ile erişilebilir yerler, aktiviteler ve ilgili fırsatlar hakkında bizimle paylaşabilecekleri gerçek hikayeleri, ipuçlarını ve fikirleri paylaşıyoruz. Bugünkü konuğum Order of Australia madalyası sahibi başarılı bir atlet Nazım. Bizimle Azmin Zaferi isimli kendi gerçek hikayesini paylaşmaktan mutluluk duyacak. Hoşgeldin Nazım. İyi ki geldin.
Nazım: Hoş bulduk, çok teşekkür ederim.
Tolga: Nazım. Bize biraz kendinden bahseder misin? Nerede doğdun, ne zaman Avustralya'ya geldin?
Nazım: Yazın sekizinci ayda, Ağustos'ta, 1970'te Türkiye'de doğdum. Kayseri'de. Avustralya'ya 1 yaşında geldim annemle beraber. Babam zaten buradaydı.
Tolga: Harika Nazım. Biliyorum, başarılı bir atletsin ve ülkemizi Avustralya'da başarıyla temsil ettin. Birçok madalyaların da var. Bu spora merak nereden Nazım? Hep vardı sanırım değil mi hayatında? Neler yapıyordun, biraz anlatır mısın?
Nazım: İşte ben 1990'da kaza geçirdim. Ama o kazadan önce Avustralya futbolu sevgisi vardı, oynuyordum. Bir de boksu da çok seviyordum. Kazadan önce baya ilgileniyordum o iki sporla. Yalnız değil tabi, arkadaşlarla beraber. Ne yapsam devamlı arkadaşlarla beraber futbol oynuyorduk. Bir de boksa hep beraber gidiyorduk. Çok iyi bir şeydi. Hareketli olmak için çok şeyler yapıyordum. 
Tolga: Anladım. Sürekli sporla alakan vardı kazadan önce de sonra da biliyorum. Özellikle yüzmeyi ve dalış yapmayı da çok seviyordun. Bu arada bir de özelliğin varmış galiba değil mi? Suyun altında nefesini tutabiliyor muşsun galiba, bu çok enteresan.
Nazım: Ya öyle. Kazadan önce bilmiyorum neden, yani neyin yüzünden ama nefesimi tutmayı seviyordum. Öyle bir kendimi deniyordum devamlı. Bir dakika, iki dakika, iki buçuk dakika. Her akşam nefesimi tutuyordum. En azından iki dakika. Sonra işte neyi niçin yaptığını ben de bilmiyordum ama kendime competition yapıyordum.
Tolga: Anladım. Evet. Sanırım bu özelliğin senin hayata tutunmanı sağlamış. Seni hayata bağlamış değil mi? Çünkü sanırım yirmi yaşında bir kaza geçirmişsin. Sığ bir suya dalmışsın sanırım değil mi? O olayı biraz anlatabilir misin? Çünkü bu nefesini tutma olayı da seni hayata bağlamış. Özellikle bunu anlatmanı rica edeceğim.
Nazım: Sağ ol Tolga. Yirmi yaşındayken 1990'da arkadaşlarla beraber sıcak havada denize gittik. Alçak suya atladım ben. Diving diyorlar. Evet, o zaman devamlı yapıyordum. Öyle iki üç sene aynı yere gidiyorduk, aynı şeyleri yapıyordum ve de tehlikeli olduğunu biliyordum da yine de atlıyordum suya. Bu sefer işte başım vücudumdan daha alçak atladım. Başım toprağa vurdu. Öyle birdenbire hareketimi kaybettim. Hiçbir tarafımı oynatamıyordum. Kollarımı, bacaklarımı, kafamı. Ssuya atladıktan sonra arkadaşlarım beni gördüler suya atlarken. Benim oyun oynadığımı zannettiler. Bıraktılar beni suyun içinde. Yüzüm ve başım suyun içindeydi. Face down floating diyorlar İngilizce. Arkadaşlarım da zannettiler ki oyun oynuyorum. En azından iki dakika falan suda öyle kaldım. İki dakikadan sonra başımı kaldırdılar. O zaman onlara anlattım kaza olduğunu, hareketimi kaybettiğimi, sudan çıkamadığımı falan. Sudan çıkarttılar ama iki dakika en azından öyle nefesimi tutmak zorunda zorundaydım. O zaman başımı vurduğumda kötü bir şey olduğunu fark ettim ama ne olduğunu tam bilmiyordum. Kafamı çevirmeye uğraştım hava almak için. Kafamı da çeviremedim o zaman. Ama iki dakikadan sonra "Çıkartın beni" diye söyledim onlara. İskelede kaldırdılar beni. Oo zaman her şey başladı. Ambulans, lifesaver çağırdılar oradan, hastaneye götürdüler.
Tolga: Evet.
Nazım: O zaman bildim kötü bir şey olduğunu ve hareket yapmaya uğraştım iskelenin üstünde, hiçbir tarafımı oynatamadım. Bir tek sol kolumu biraz suratıma doğru yaklaştırabildim. Ondan başka hiç hareket yoktu. Sonra lifesaver'lar geldiler, dediler ki "Bu bacağını hissedebiliyor musun? Kollarını falan oynatabiliyor musun?" Ben her şeye "hayır" dedim. O zaman anladım kötü bir şey olduğunu ama bilemedim ne olduğunu.
Tolga: Evet, sanırım felç geçirdin. Buna quadraplegic mi deniyor? Sanırım böyle anladım. Biraz anlatır mısın?
Nazım: Bana quadraplegic diyorlar. İki söz var, biri paraplegic var bir de quadraplegic. Normalde öyle araba kazasında felç olanlar var, onların felci belden olmuş oluyor. Sonra belden hata olunca bacaklarını oynatmıyor, kollarını normal oynatabiliyor. Ona paraplegic diyorlar. Evet, benim boynum kırıldığı için hem kollarım hem de bacaklarım felç oldu, oynatamadım. Onun için quadraplegic diyorlar.
Tolga: Evet anladım. Nazım tabii o sıralarda 20 yaşındaydın gencecik bir çocuktun. Tabii ondan sonra hayatın tamamen değişti, biliyorum. Bu anlamda nasıl yardımlar aldın, nasıl cope ettin? Mentally ve fiziksel olarak nasıl yardımlar aldın? Nerelerden aldın? Biraz bilgi verebilir misin?
Nazım: Ya işte ambulans beni oradan kaldırdı ve hastaneye götürdü. Orada iki gün kaldım. Stabilize ettiler. Yani daha kötüye gitmeyeyim diye öyle iki gün baktılar. Ondan sonra Austin hastanesine götürdüler. Austin hastanesinde özel mode var. Özel bakım var ilik için, spinal cord injury için. Orada 10 ay kaldım. Orada bir hastanede, bir de rehabilitation'da kaldım. Rehabilitation aynı yerdeydi Austin hastanesinin başka bir tarafında. 6 hafta yatakta kaldım. İlk altı hafta konuşamıyordum çünkü nefes alamadığın için lungs diyorlar. Hani benim lungs collapsed oldu. Türkçe'sini söyleyeyim, söyleyemeyeceğim.
Tolga: Anladım. Evet ciğerlerin iflas etti değil mi?
Nazım: Kendim nefes alamadım. O şeyde kaldım, hani makine ile beraber nefes almak için. Ondan sonra işte hastaneye kaldırdılar. Altı hafta yatakta kaldım. Bir de altı hafta kendim konuşamadım. Boğazımı, boynumu deldiler nefes almam için. Deldikleri için voice box'a ses gidemiyordu. Onun için altı hafta konuşamadım.
Tolga: Evet. Nazım kazadan önce de spor vardı. Ama kazadan sonra da spora devam ettin. Sanırım rehabilitasyon sırasında hayatını değiştirecek başka bir sporla tanıştın değil mi? Ondan bahseder misin? Bu çok heyecanlı gerçekten.
Nazım: Tabii. İşte on ay hastanede kaldım. Benim hayatım nasıl olacak, iyi mi kötü mü olacak hiç bilmiyordum. Ama bana göre kötüydü çünkü hiç hareketim yoktu. Biraz kollarıma hareket geldi. O zaman wheelchair'e koydular beni. İyi ki kollarıma biraz hareket gelmeye başladı. Wheelchair'i kendim ittirmeye başladım. Onun için bayağı sevindim. Çünkü istediğim şeyleri yine yapabiliyordum, hayat normal değildi ama bazı şeyleri yapabiliyordum. Sonra hastane çok güzel bir hastaneydi, orada rehabilitation yaparken leisure worker diyorlar. Hani sporla ilgili, resim çizme, öyle şeyleri gösterdiler. Yardımcı oldular. Sonra bir akşam dediler seni, bir de başka arkadaşlar var. Yakında rugby diye bir spor var. Orada her çarşamba ve cuma günleri oynuyorlar. Bana "beraber gidelim, bakalım belki seversin" dediler. Sonra kazadan 8 8 ay sonra Heidelberg, Austin Hospital'dan Campwell'e gittik. Campwell belki yarım saat yol araba ile. Oraya gittik. Bir basketbol salonunda dört tane takım vardı. wheelchair rugby oynuyorlardı. Baktım hepsi wheelchair ile böyle çarpışıyorlar, hareketliler, bayağı sevindim. Hiçbiri mutsuz değildi, bayağı gülüyorlardı, konuşuyorlardı, çok iyi bir şeydi benim için. Sonra ben de onu görünce biraz Avustralya futboluna benzettim. Team sport olarak, physical olarak hiç çarpışmaktan korkmuyorlardı. Hani wheelchair olunca herkes düşünüyor biraz "Kendine bakman lazım. Dikkatli olman lazım." Ama bunlar tam tersiydiler. Çarpışıyorlardı, gülüyorlardı, yere düşüyorlardı, sonra yardımcılar vardı. Yere düştükten sonra kaldırıyorlardı. Sonra devam ediyorlardı. Çok hoşuma gitti o. O akşam işte bayağı sevindim. Tekrar rehabilitation center'a gittik. Belki 2-3 gün, arkadaşlarla beraber hep bunu konuştuk. Ççok iyi bir şey diye. Sadece spor için değil ama kendine kuvvet vermek için. Hani exercise yapmak için. Her şey için iyi bir şeydi.
Tolga: Evet gerçekten. Demek ki hastanedeki leisure worker'lar sana böyle bir fırsat sundular ve senin de hoşuna gitti. Farklı bir yerde ve hayatında hayatını tamamen değiştirecek tekerlekli sandalye rugby takımında kendine bir yer edindin değil mi? Bu ne kadar sürdü? Çünkü bu macera gerçekten çok muhteşem. Çünkü buradaki takımda yer bulmak seni paralimpik oyunlarda altın madalyalar getirecek boyutta bir profesyonelliğe taşıdı. Tabii yıllar içerisinde. Bu hikayenden, bu macerandan biraz bahsedebilir misin?
Nazım: Tabii Tolga. Benim moralim kötü olmuş olsaydı, o akşam gitmezdim hani. Moralim, bana göre çok iyiydi. Sadece benim için değil, kardeşlerim, benden küçük kardeşlerim var. Birisi 2 yaş küçük öbürü de 12 yaş küçük benden. Yani onlar için daha fazla gayret gösterdim. Moralimi yükselttim, annem, babam, kardeşlerim için. Devamlı gülmek istedim. Hani onlar beni öyle mutsuz görünce daha kötüydü. Onun için kendime daha fazla moral verdim. Her şeyle uğraştım. Giveup yapmadım. Her şeyi denemek istedim mutlu olmak için. Sadece kendim için değil de, onlar görsün diye. O benim için çok önemliydi. Rehabilitation bitti. Eve döndüm. Belki 2 sene evde kaldım. Mutsuz değildim, yine mutluydum, ama hiçbir şey yapmıyordum. Gazete okuyordum her gün, televizyona bakıyordum, filmlere bakıyordum, arada sırada arkadaşlarla görüşüyordum. Ama ondan başka hiçbir şey yapmıyordum. Kazadan önce 2 işte çalışıyordum ben. Kendi kamyonum vardı. Gündüzleri onunla çalışıyordum. Geceleri de Holden fabrikası vardı. Motor yapıyorlar. Akşamları orada çalışıyordum. Sonra eve döndükten sonra, tabii iş yok, güç yok, bir şey yok. 2 sene öyle devam etti. Düşündüm hayatta daha fazla bir şeyler olması lazım benim için. Ne yapabilirim diye düşündüm. Bir company var, şimdi çalıştığım aynı company. Onlara telefon açtım. AQA Victoria onların, company'nin adı. Dedim "Bakın, 2 sene geçti, mutsuz değilim, ama neler yapabilirim size göre?" Bunlar dediler ki "Okulu seviyor musun?" Benim cevabım da : Okulu hiç sevmiyordum. Gençlikten beri hep kaçıyordum okuldan. Böyle isteyerek hiç gitmiyordum. Ama, okulda bütün imtihanları iyi ile geçtim. Sevmiyordum ama yine de gittiğimde karnelerim falan bayağı iyiydi. Sonra AQA Victoria'da dediler, "bak biz sana araştıracağız bir kurs bulacağız. Yapabilir misin? Bilgisayar." Daha yeni başlıyordu o zaman. Dediler "bilgisayar öğrenmek istersen biz bir şey buluruz sana." Sonra bilmiyorum, birkaç hafta sonra dediler "bak bu kursu bulduk. Computer Operating Course. Bilgisayar kullanmak için sertifika kursu." Collingwood'da, yine benim evin yanındaydı. Fazla uzakta değildi. Dedim iyi, gideyim, deneyim. Hani nasıl gidebileceğim. Sevecek miyim falan. Sonra kendimi de denemek için yaptım hani sabahları erkenden kalkabilecek miyim? Çünkü sabahları ben hiç sevmiyorum, öyle bayağı geç kalkmayı seviyorum. Ama tabii okula yazılınca istediğin zaman gidemiyorsun. Yani saat 9'da orada derste hazır olman lazım. Sonra kendimi denemek için böyle yaptım. Bayağı sevdim. Bir sene öyle geçti. Arkadaş edindim. Kendimi denedim. Bayağı derslerim çok iyi gitti. Bir de sevindim. Hani öyle sabah kalkmak hiçbir problem değil. Ders yapmak hiçbir problem değil. Araba ile okula gitmek problem değil. Ve o imtihanı kendim için geçtim. Bayağı sevindim onun için de. Ondan sonra 2,5 sene daha devam ettim. Diploma kursuna girdim. Business'ta risk and computer programming olarak, yine aynı şey için yaptım, bir degree almak için, diploma almak için. Bir de kendimi daha fazla denemek için. O iyi gitti. Ondan sonra 3 sene, 3,5 sene geçti kazadan sonra. Yine eve döndüm, iş aradım. İş bulamadım. Hani bayağı çok yerlere yazıldım, hani öyle iş alabilir miyim diye. İş bulamadım. Sonra yine ben bu AQA Victoria acentesini aradım. Dedim bakın, diplomamı aldım, yine iş arıyorum. Ama şimdi ben size yardımcı olabilir miyim diye telefon açtım. Dediler istersen bize gelip voluntary iş yapabilirsin. Yani ücretsiz. Bizim gazetemiz var, gazetemize yardım edebilirsin. Design olarak, yazmak olarak, bir de research yapmak için gelebilirsin. Öyle yaptım. Bayağı 2-3 sene öyle geçti.
Tolga: Eee, gerçekten çok gurur verici faaliyetlerde bulunmuşsun. Sadece kendi spor hayatın, spor zevkin değil, dediğin gibi hem volunteer'likle başlayan, çalıştığın, şu anda da halihazırda çalıştığın kurumda volunteer'likle başlayıp şu anda da aynı kurumda çalışıyorsun. Peki şu andaki rolünü öğrenebilir miyim? Tam olarak ne yapıyorsun?
Nazım: Şimdi benim, total diyorlar orada, team leader olmuş oluyorum orada, team leader olarak başladım ama şimdi practice leader. Şimdi team leader olarak hani benim kendi köşem vardı AQA Victoria'da. Biz işte gazeteyle uğraşıyorduk, bir de telefon geliyor bize, information için yani araştırma yapıyorduk. Peer support yapıyorduk. Hastaneye falan her hafta gidiyorduk. Volunteers ile başladık. Volunteers programını başlattım ben. Şimdi 100 tane volunteers var hani bize yardım eden insanlar. Onlar işte bütün Victoria'da sadece Melbourne'da değil orada rehabilitation center'ları geziyorlar. İşte kaza geçirenlere yardım ediyorlar. Moral veriyorlar. Öyle iş bulmak için yardım ediyoruz. Öyle tatile gitmek için, nasıl araba onlar için iyi olur? Modify yapmak için yardımcı oluyoruz. Çünkü ben de kazayı geçirdikten sonra araba kullanamam diye düşünüyordum. İşte öğrettiler bana araba kullanabilirim, istediğimi yine yapabilirim. Şimdi ben başkalarına gösteriyorum. Hangi arabalar iyi? Hangi modification'lar iyi? Yani arabayı kullanmak için? Yurt dışına gitmek istersen öyle yardımcı oluyoruz. Holiday yerlerini buluyoruz. İşte öyle işleri daha fazla yapıyoruz. Ama şimdi AQA Victoria'da Practice Leader olduktan sonra bütün organization için Öyle managerial yerinde çalışmış oluyorum.
Tolga: Evet, daha çok şu anda, dediğin gibi managerial bir pozisyondasın. Daha çok koordine ediyorsun o bütün ekibi, takımı değil mi? Tabii, hem zaten kendi kondisyonunla alakalı zaten halihazırda bütün bilgileri verebilecek kendi tecrübelerin var hem de diğer insanlara da yardımcı olabilecek konumdasın. Gerçekten harika. Bu arada paralimpik oyunları da çok heyecan verici, dediğin gibi çünkü bir sürü altın madalyalar, gümüş madalyalar ve saireler var. Bana bir kısaca bunlardan özet geçer misin? Yani çok ben bu konuda gerçekten heyecanlanıyorum çünkü.
Nazım: Ben wheelchair rugby oynadıktan sonra zaten wheelchair rugby bana daha fazla hayat verdi. Çünkü wheelchair rugby'ye başlamasaydım bu kadar milletle tanışmazdım. Dünyayı gezmezdim. Bana iş bulmak için de yardımcı oldu. Her taraftan yardımcı oldu. İşte Sydney Olimpiyatları 2000 senesinde burada oldu, Sydney'de. Ona da seçildim. Bayağı çok uğraştım, bir de seçildikten sonra bayağı sevindim. Orada da tuhaf bir şeydi. Nereye çıksam herkes resim istiyordu. İmzamı istiyordu. Çok ters geldi benim için. Ama çok, çok iyi bir şey. Çok iyi geçti. Disability diyoruz hani, ben quadraplegic'im ama dünyada o kadar different, çeşit disabilities var ki. Sydney 2000 oyunlarından önce ben hiç görmemiştim öyle başka devletlerden, Afrika'dan gelenleri. Bir de Türk takımları, İtalyan, Amerikan, her taraftan oyuncular vardı. Her çeşit sporu oynuyorlardı. İlk defa gördüm bunu bayağı da gözüm fazla açıldı, ondan sonra. Sydney de bizim için iyi gitti hani, finale çıktık, Amerika ile altın madalya için oynamaya başladık. Orada işte 1 puanla kaybettik. Gümüş madalya aldık işte Sydney'de. Sydney de benim ilk oyunumdu. Ondan sonra 4 başka paralimpik oyuna gittim. Atina'ya gittim 2004'te. Atina bizim için hiç iyi gitmedi 5. geldik orada. Diyecek bir şey yok orada. Ondan sonra Beijing'e gittik 2008'de, tekrar Amerika ile finale katıldık. Yine 2. geldik orada, gümüş madalya aldık. Beijing'den sonra işte Londra Oyunları vardı 2012'de. Yine Amerika ile finale girdik orada, ama bu sefer biz yendik onları, ilk altın madalyayı orada aldık. Bir de kolay yendik. Öbürlerini bayağı 1 puanla falan kaybettik. Ama bu sefer on farkla mı bir şey kazandık. Yani bayağı yüksek fark vardı. Londra'dan sonra işte Rio Oyunları vardı 2016 senesinde. O sene de finale yine katıldık, ama bu sefer Kanada ile. Kanada ile oynadık, yendik, altın aldık.
Tolga: Harika, Nazım, şimdi ben konuyu nereye getireceğim? Biz Türk asıllı Avustralyalılar için çok gurur verici olan Order of Australia madalyası aldın. Bana biraz bundan bahseder misin? Bu gerçekten çok gurur verici.
Nazım: O zaman official olarak madalyayı, Order of Australia'yı önceleri duymuştum. Avustralya'da en yüksek yani en fazla katkıyı yapan insanlara verilen bir madalya. Sonra 2013 senesinde bana işte mektup geldi sana Order of Australia Medal vereceğiz diye. Bana da kimseye söylemeyin falan diye yazmışlardı, çünkü Australia Day'de anons yapacaklardı. Ben onu duyduktan sonra bayağı düşündüm "bana niye bu madalyayı veriyorlar?" Ama düşününce Avustralya için çok şey verdim, öyle spor olarak. Sonra kaza geçirenlerle, onların hayatı devam etsin diye bayağı öyle işlere karıştığım için bayağı Avustralya için etkisi oldu. Onun için bayağı sevindim, çok güzel bir şey.
Tolga: Evet harikasın, Nazım, seninle sohbet etmek çok büyük bir mutluluk verdi. Çok teşekkür ediyoruz. İyi ki geldin, iyi ki bize konuk oldun. Bugün bize ayrılan zamanın sonuna geldik. Nazım'a bize konuk olduğu ve hikayesini bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz. Bu güzel hikayeden alınacak o kadar çok ders var ki. Nazım, hayattaki en büyük tutkusu olan spordan, engelliliğin kendine bir bariyer kurmasına izin vermemiş, bu alanda uluslararası paralimpik oyunlardan madalyalar getirecek boyutta başarılara imza atmış. Hatta spor alanında verdiği hizmetleri ile Avustralya Hükümeti tarafından Order of Australia madalyası ile dahi ödüllendirilmiş. Peki Nazım, son olarak dinleyicilerimize söylemek istediğin bir şey var mı?
Nazım: Tolga çok, çok sağ ol. Herkes öyle hayatta kolaylıkla karşılaşmıyor. Ben 20 yaşında kaza yaptım. Hayatım değişti. Ama benim mesajım herkese: hayat bitmiyor, hayat her zaman devam ediyor. Herkesin bilmesi lazım bu şeyleri. Kaza geçirmemiş olsaydım, benim için yine problemler vardı, herkesin problemi var, onun için herkesin uğraşması lazım. Herkesin başkalarına yardım etmesi çok iyi bir şey. Olması gereken bir şey. Kimse kendine bakmasın, hayat zor, hayat kolay değil ama her zaman hayata devam etmen lazım. Kendin için değil bir de arkadaşlar için, ailen için. Devamlı öyle pozitif olman lazım. Hayat hiç bitmiyor. Onu demek istiyorum, herkesin uğraşması lazım.
Tolga: Doğru, her zaman pozitif olmalı ve yola devam etmesini bilmeliyiz. Çok teşekkür ediyoruz Nazım tekrar. Kaydımızdan memnun kaldıysanız lütfen daha fazlasını bulabileceğiniz web sitemiz speakmylanguage.com.au'yu ziyaret edebilir ve lütfen başkalarına da Speak My Language programından bahsedebilirsiniz. Ayrıca bizi, Facebook, Twitter, Instagram veya Linkedin'den de arayabilir ve bu programı Avustralya genelinde ve belki de dünya çapında konuşmaya devam etmemize yardımcı olabilirsiniz. Multicultural Communities Council of South Australia Speak My Language Programını South Australia'da sunmakla gurur duyuyor. Department of Social Services tarafından finanse edilen Speak My Language Programı Avustralya'daki tüm etnik and multicultural communities councils ve multicultural councils'ler arasında bir ortaklık aracılığı ile Avustralya'da hizmet vermektedir. Ulusal yayın ortaklarımız SBS ve NEMBC'dir.
 

Interview by
Tolga Okar

Aslen İstanbullu olan Tolga, isi icabıyla dünyanın birçok yerinde ‘expat’ olarak yasamış ve çalışmıştır. Farklı ülkeler ve toplumlarda kazandığı bu çok kültürlü yasam deneyimleri ona benzersiz bir... Go to page where you can read more about Tolga Okar